11 Mart 2012 Pazar

ÖYKÜ: metapsişik sokaktaki adam

... Hiç kimse yoktu etrafında sanki; kendisinin sandığı ama bir başkasının dudaklarının değdiği dudakları gördüğünde, ilk kez geldiği bu sokakta.

İzliyordu bir yandan onları, bir yandan da neden bu sokağı seçtiklerini anlamak için etrafına bakınıyordu. Çıkmaz bir sokaktı. İki gecekondu ve iki apartman karşılıklı dizilmişti sokak boyunca.
Dolmuşa, otobüse yüz metre mesafedeki apartman sokağın başlangıcına daha yakındı. O apartmanın içinden çıkan bir kadın, elinde pazar arabasıyla hoplaya zıplaya sokağın başına doğru yürümeye başladı. Çok mutluydu. Dolmuşa, otobüse yüz metre mesafedeki bir apartmanın sakini olmak ona yaramıştı. Yanından geçen bohçacı kadına, karşı gecekondunun önündeki sütçüye ve minyatür kale maç yapan çocuklara selam verip köşeyi döndü. Gözden kaybolmuştu. Gözleri de kadınla beraber köşeyi dönmek istedi ama iş hayatındaki başarısızlığının bir benzerini gözleri ona yaşatmıştı. Gözleri köşeyi dönemeyince aklına bir anda para geldi. Acaba parası olmadığı için mi kendisinin sandığı dudaklara bir başkasının dudakları değiyordu? Parası olmadığı için mi kendisinin sandığı kalçaları bir başkası avuçluyordu? Nedendi bu bihter-behlül özentisi davranışları kendisiyle değil de bir başkasıyla yapmak istemesi; kendisinin sandığı dudaklara sahip olan kadının? Reytingleri tavan yapmıştı onun sayesinde.

Her ne hikmetse bir o izliyordu onları. Çocuklar, sütçü, bohçacı kadın, dolmuşa, otobüse yüz metre mesafedeki apartmanın altındaki züccaciye dükkanının Mithat Körler'e benzeyen sahibi... Hiç kimse ama hiç kimse bakmıyordu onlara. Ne kendisinin sandığı kalçaların avuçlanması, ne kendisinin sandığı bacakların bir başka bele dolanması umrundaydı ondan başkasının. Doğuş'un Gamsız şarkısının hala hit olduğu bu sokakta, belki de yıllardır aynı şarkıyı dinleyen yağız delikanlıların metapsişik güçlerine maruz kalıp bu hale gelmişlerdi. Züccaciye dükkanının sahibi hadi neyse; Mithat Körler'e fiziken benzediği ve kendisini her gören tarafından benzetildiği için, Mithat Körler'in yüz hatları ruhunu ehlileştirmişti, ondan böyleydi. Peki ya minyatür kale maç yapan çocukların arasında mutlaka bulunması gereken ve zaten bulunan o sokak analisti neden hiç sesini çıkarmıyordu? Daha önce sokaktan geçen liseli kızların etekleri rüzgarla havaya kalktığında arkadaşlarını haberdar etme başarısını göstermişti. Aşağı sepetle sarkıtılan "eve fazla gelmiş" lokumların, bisküvilerin, sokakta oynayan çocuklar tarafından yenmesiyle başlayan furyanın öncüsü olmuştu. Sepetteki hiçbir besini, bir başka sokağın, mahallenin çocuğuna kaptırmamıştı. O sokakta oynayan çocukların rızkını yedirmemişti hiçbir zaman babayiğitçe. Peki neden görmüyordu onları?
Peki ya daha önce hiç gelmediği bu sokağın olup bitenlerini nasıl bilebiliyordu kendisinin sandığı kalçaları bir başkasının avuçladığını gören reyting artırıcı?

Reklam almışlardı onun sayesinde, Aygaz arabası geçti bir an sokaktan. Ön ön girdi, arka arka çıkmak zorunda kaldı sokak çıkmaz olduğu için. İkinci reklamı bir kez daha aldılar. Cepleri parayla doluyordu onların sanki. O izledikçe onları, onlar daha fazla köşeyi dönüyorlardı. Aygaz arabası da köşeyi arka arka döndü. Onlar hala birbirlerinin vücutlarında avuçlanmayan yer bırakmamaya. İzleyen bir o vardı hala. Çocukların biri bağırdı "Adamın gol diyo" diye. Sonra da züccaciyecinin sahibi elinde Bulvar gazetesiyle dükkanına girdi Mithat Körler'e benzediği için ayıplanabileceğini düşünerek. Dolmuşa, otobüse yüz metre mesafedeki apartmanda oturan kadın pazar arabası ağzına
kadar dolu bir şekilde göründü sokağın başında. Yine hoplaya zıplaya geliyordu. Büyük ihtimalle yine dolmuşa, otobüse yüz metre mesafede oturmasının avantajıyla ilgili bir cümle duymuştu gün arkadaşlarından birinin ağzından. Şöyle demişti büyük ihtimalle: Senin ev güney ya. Hem sıcak bi de. Zaten dolmuşa, otobüse filan da yüz metre. Napıcaksın satıp da? Satmaya kalktığında alıcılardan, satmaktan vazgeçmesi için ise arkadaşlarından evi için övgü alıyordu. Bu ona hayatı boyunca çamaşırını yıkadığı, önüne sıcak yemeğini koyduğu, bir gün bile olsun ütüsüz pantolon giydirmediği kocasından duyamadığı övgülerin acısını unutturuyordu. Peki ama bu çıkmaz sokakta, kendisinin sandığı dudaklara bir başkasının dudaklarının dokunduğunu izleyen AB grubuna ait hüzünlü genç, bunca olup biteni nerden biliyordu? Bir ses duyuldu: Gamsız... Vicdansız... Ben sensiz, ne yapağrım şimdi, söyle... Belki de sebebi buydu. Yağız gençlerin metapsişik güçleri, Doğuş yoluyla hipnoz yaparak sokağa bir sakin daha kazandırmışlardı o an için. Kendisinin sandığı kalçaların avuçlanışını bir kez daha izliyordu. Gamsız'ı mırıldanıyordu bir yandan. Gamsız... Vicdansız... Kalçaların avuçlanması bir reklam daha aldırdı onlara. Haydar Baş'ın 2015 genel seçimlerine hazırlık yaptığını
anlatan bir ses, çıkmaz sokağı inletmeye başladı. "İş, aş. Haydar Baş" diyordu güzel sesli bir kadın. Cebinde parasının olmadığı aklına geldi yine. Belki de parası olmadığı içindi her şey. Her şey para mıydı? Ya da para her şey mi? Para elin kiri değil miydi? Kendisinin sandığı kalçaları bir  başkası kirletiyordu o halde... Karnı acıktı, "eve fazla gelmiş" lokum sarkıtılıyordu aşağı. Sepetin yanına gitti onlara kendini belli etmeden. Onların reytingleri düştü, kendisinin karnı doydu...



YAZAN: BARIŞ BAK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...