HEKİME ŞİDDET
Aslında
şiddet ve sağlık kelimelerinin bir araya gelmesi bile yanlış iken hekimlere ve
tüm sağlık çalışanlarına yapılan şiddetin olağan karşılanabilmesi ülkemiz için
bir utanç kaynağıdır.
Bugün
tüm ülke, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları şiddetin arttığı konusunda
hemfikirdir. Arttığına inanmayan sadece ,maalesef, sorunu çözme makamı olan
Sağlık Bakanlığıdır.
Sağlık
Bakanlığı ‘elde veri yok, istatistiki bilgi yok’ diyerek sağlıkta şiddetin
arttığını kabul etmemektedir. Bakanlığın bakış açısı’ kaç hekim var kaçı
şiddete uğradı; kaç sağlık çalışanı var kaçı şiddete uğradı’ eksenindedir.
Çalışanların şiddete uğrama korkusunu istatistiki bir veri olarak kabul edebilir
mi? İnsani duyguları dışlayan bu bakış açısı çağdışı kalmıştır.
Şiddet uygulayanları aynı zaman
da oy verenler olarak kabul ederek, yapılan şiddeti masumlaştırma çabası belki
de şiddetin ana kaynağıdır.
Ülkemizde
sağlıkta şiddet ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ ile ivme kazanmış, politikacıların
sağlık hizmetlerini oya dönüştürme politikası ile pik yapmıştır.
Şehrimiz,
Kahramanmaraş, genel asayiş olarak huzurlu bir bölgedir. Buna rağmen Hekime ve
Sağlık Çalışanları şiddet büyük bir ivme ile artmaktadır. Kadın Doğum ve Çocuk
Hastalıkları Hastanesi/hizmet binasında 6 ay içinde medyaya yansıyan iki tane
hekim boğazını sıkma olayı olmuştur. Hele bir tanesi bir bayan hekimin
boğazının sıkılması ve kafasının duvara çarpılması şeklindedir. Açıldığı günden
beri bu tip saldırılar olmayan bir hastanede son 6 ay içinde 2 tane cana kast
edecek şiddette olay olması ‘şiddetin arttığının bir göstergesi değil midir?
Bu şiddetlerin yaşandığı hastanenin açılış
töreninde ‘hekimleri yuhalatan’ anlayış bu şiddetin artmasının bir sebebi değil
midir? Bu ülkenin hekimlerini, sanki bu ülkenin çocuğu değilmiş gibi, peşinen
hırsız gibi göstererek ‘Çekin elinizi hastanın cebinden’ diyen anlayış bu
şiddeti artırmamış mıdır acaba?
Yerel sağlık idareleri, belki de
kendilerine gelen talimatla, bu şiddet olaylarını kendileri de bir sağlık
çalışanı olmalarına rağmen görmezden gelmektedir. Güneşi balçıkla kapatma
sevdası ağırlıklı görüştür. Eski Devlet Hastanesi şimdiki Yörük Selim ek
binasında yaşana hekime darp olayında yerel idarecilerin sivil topluma baskısı
buna en tipik örnektir. Yapılacak bir basın açıklamasına dahi tahammül
edilememiştir.
Kanunla kurulmuş meslek odasının
hekime yapılan saldırıya karşı açıklama yapmasını engellemek için siyaseti
devreye sokmaya çalışan yerel idareci yaklaşımı, sorunu ne kadar çözebilir?
İlimizde, rahmetli Ersin Arslan’ın katledilişinde yapılanın dışında, hangi
saldırıya karşı hangi idareci bir
açıklama yapma cesaretini ve inceliğini gösterebilmiştir? Sağlık idarecilerinin
tavrına bakılırsa Kahramanmaraş’ta hiç şiddeti yaşanmıyor gibidir.
Oysa ki artık şiddet artık dizginlenemez hale
gelmiştir. Bu dizginlenemeyen şiddet artık idarecilere de vurmaya başlamıştır.
Kaptan köşkünde oturarak güvertedeki olayları izleyenler, artık şiddetin
kendilerine de sıçramaya başladığını görmektedir. Başhekimlere de sağlık
müdürlerine de saldırma, artık vakayı adliyeden olmuştur.
Sağlık bakanlığımız bir yandan
sağlıkta şiddet artmamıştır derken bir yandan da bu artmayan şiddet için önlem
aldığını söyleyerek bir ikilem yaşamaktadır. Ersin Arslan olayından sonra apar
topar hazırlanan fakat altyapısı olmayan tedbirlerin bir işe yaramadığı açıkça
görülmektedir.
Kamuoyuna yansıtılan ‘Bundan sonra
avukatlarımız sağlık çalışanlarının haklarını koruyacak’ balonu Ersin Arlan
davasında sönmüştür. Hukuki altyapısı olmayan bu söylemi, mahkeme ‘idarenin
yetkisi yok’ diyerek Sağlık Bakanlığı avukatlarının müdahillik talebini dahi reddederek
çürütmüştür. Hekim haklarını korumaya ‘hükümeti pek memnun etmese de’ Tabip
odalarının yetkili olduğuna karar vermiştir.
Bakanlık popülizm-oy
kaygısı-şiddet üçgeni arasında kalmaktadır. Şiddetin arttığını kabul ederse bu
şiddetin niye arttığının sorulmasından korkmaktadır.
Bu şiddetin artmasından en çok
mağdur olan aslında sağlık hizmeti alanlardır.
Sağlık bir hizmet sektörüdür.
Hekimler ve sağlık çalışanları olmadan bir sağlık hizmetinden bahsedilebilir
mi? Devasa binalar, MR cihazları, tomografiler, ameliyathaneler, hekim ve sağlık
çalışanı olmadan ne işe yarar? Mesleğini ‘acaba bugün başıma bir olay gelecek
mi?’ diye yapan bir insan ne kadar verimli çalışabilir?
Halkımız şunun farkında
olmalıdır. Sağlıktaki şiddet aslında kendilerine yapılmaktadır. Defansif tıbbın
zararı bu halkadır.
Çözüm mü? Aslında çok basit! İlk
önce şiddetin bir sorun olduğunu kabul etmek ve çözüm üretmek için gerçek bir
irade göstermek.
Kapalı gözlerle hiçbir şey
görülemez.
Dr.
Lütfi Tiyekli
Kahramanmaraş
Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi
Hukuk İşleri Sorumlusu


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder